Metin Akgün

Tarih: 29.08.2025 20:17

Yaşamın Ana Ekseninde Hedefimiz Ne Olmalı? (3)

Facebook Twitter Linked-in

 

Yaşamın Ana Ekseninde Hedefimiz Ne Olmalı? Sorusuna dönük dostlar ile yaptığım sohbete dayalı benimle paylaşılan hususlara değinmiştim.
Anasınıfı öğrencisi ile yaptığım bir sohbette ilk anda tereddütsüz verdiği ve coşku dolu cevabı “Mutlu Olmak” demesinden etkilenmiş, bir yetişkinler bu sürecin hangi noktasında olduğumuza dönük, 'Yaşam Memnuniyeti Araştırması' TÜİK verilerini değerlendirmiş; 
TÜİK'in Yaşam Memnuniyeti Araştırması sonuçlarına göre, mutluk oranlarında 2023 yılında %52,7 iken 2024 yılında 3,1 puan azalarak %49,6 düştüğüne;
Kadınlarda mutluluk oranının yüzde 52,3 iken, erkeklerde yüzde 46,9 olduğuna dikkat çekmiş,

“İnsanlar Neden Mutsuz Olurlar?” sorununu literatürde araştırma verilere dayalı önceki yazımızda gruplandırdığımız başlıkları ele alarak gönül dostlarıyla sohbet ettiğimi belirtmiş,
literatürde yer alan başlıkların gönül dostlarının tespitleri arasında yer alan boyutlarına işaret ederken, gönül sohbetlerini ele alarak değerlendirmeye başlamıştım.
Bu tespitlere zemin olan değerlendirmelere devam edeceğim;
4. Kıskançlık 
Endişeden sonra mutsuzluğun en büyük sebeplerinden biri de kıskançlıktır. Kıskançlık demokrasinin temelidir (Herakleitos). Demokratik teorilere hareket enerjisi veren tutku da, kıskançlık tutkusudur. Alelade insan yaradılışının özellikleri içinde kıskançlık en fenasıdır; fesat kimse, yalnız kötülük yapmakla kalmaz, bu kıskançlığı yüzünden kendisi de mutsuz olur. İyi ki, insan yaradılışında bu duyguyu etkisiz kılacak başka bir duygu, hayranlık duygusu vardır. İnsanoğlunun mutluluğunu artırmak isteyen kimseler, kıskançlığı azaltıp, hayranlığı artırmaya bakmalıdırlar. Kişi kıskançlık duygularının sebeplerini anlamakla, kıskançlığın tedavisi yolunda büyük bir adım atmış olur. Her zaman kıyaslamalar yaparak düşünme alışkanlığı, çok kötü bir alışkanlıktır. Hoş bir şey olunca, bu hoş şeyin sonuna değin zevkini çıkarmalı; başka bir kimsenin elde ettiği kadar hoş olmadığına bakmamalıdır.  

Gereğinden fazla alçak gönüllüğün, kıskançlıkla büyük bir ilgisi vardır. Bu yüzden kıskançlığa, kıskançlık yoluyla mutsuzluğa ve kötü niyetliliğe çok eğilimli olurlar. Ulaşmamıza imkân olmadığına inandığımız bir iyi talihe kıskançlık duymayız. Kıskançlığı azaltma yollarından biri de, yorgunluğu azaltmak ve içgüdüyü doyurucu bir yaşama sağlamaktır.  

5. Günah Duygusu 
Mutsuzluklarının en önemli psikolojik sebeplerinden biridir “GÜNAH” duygusudur. İnanç ekseninde başlayan, toplumsal takip ile şekillenen bu duygu bireyde vicdanı etkiler ve bu yönde bütün duyguları tetikler… Bir kimsenin vicdanı sızladığı zaman, gerçekte ne olduğunu düşündük mü hiç?
Vicdan kelimesi birçok değişik duyguları kaplar; bunların en basitiyse, sırrımızın keşfedilmesi korkusudur. Bu duyguya çok yakından bağlı bir duygu da sürüden kovulma korkusudur. Akla uygun bir ahlak kuralına göre; kendimize ya da başkalarına sonradan acı çektirmemek şartı ile bir kimseye zevk vermek, hatta kendimize zevk vermek iyi bir şeydir. 
Aksi davranışların sonuçları da ağır olmaktadır. Aksi denebilecek her davranışın yarattığı olumsuzluk, bireyde zihni yorgunluğu tetiklerken, yaşam alanına dönük (değer/ahlak alanlarında) bilgi ve değer eksikliklerimizin tetiklemesiyle de gönül dünyamızda bu yük artar... 
Sonuç “MUTSUZLUK” olarak yaşanır. Bu eksikliğin giderilmesi, doğrudan eğitim sürecinin ana ekseninde yer almalıdır. Eğitim ile çözülmesi gereken öncelikle sorun kümesi olduğunu düşünüyorum. 
Eğitim, bireye; anlayışlı ve hoş görür olmasını, dengeli ve kendine güvenir yeterliğini kazandırmalıdır. Yine bu süreçte; bireye nefret ve kıskançlığı en az dereceye indirme çaresini bulma yeterliğinin kazandırılması yönünde planlı ve stratejik çalışmalar yapılmadır. Bu çalışma alanının, mantıksal psikolojinin ödevlerinden biri olduğuna dikkat çekeriz... 
Unutmamak gerekir ki; gerçekten doyurucu olan bir mutluluk amaçlanıyorsa, bütün yeteneklerimizin tam olarak kullanılması ve içinde yaşadığımız dünyanın hiç eksiksiz anlaşılmasıyla mümkün olacağını düşünüyoruz... 

6. Saplantılı kaygılarımız 


Herkesin bize tekme attığını/atabileceğini, bunun için sürekli teyakkuz durumda olmamız gerektiğini düşündüğümüz sürece mutlu olmamız pek mümkün değildir. Birey bulunduğu ortamda nasıl dedikodu ediyorsa, başkalarının da kendisi hakkında dedikodu etmekte olduğunu hiç akıllarına getirmemektedirler. Bu davranış, aşırı dereceye vardırıldığında, psikolojik depresyon davet edilir ki, bu hal bireyde işkence saplantısına yol açabilir. 
Gözden kaçırdığımız bir hal de; işkence saplantısının kökünün, kendi meziyetlerimizi olduklarından büyük görmemizdir. 
Sık sık karşılaşılan başka bir işkence saplantılı kurbanı da, istemedikleri halde insanlara her zaman iyilik eden ve onlardan hiçbir minnettarlık görmeyince de şaşıp dehşete düşen hayırsever tiptir. 
Unutmamak gerekir ki; “Hükmetme Aşkı” sinsidir, birçok kılığa girer ve çoğu zaman başkalarına karşı iyi davranışımızdan aldığımız zevkin kaynağı olur.


Farkında olmadan kendi psikolojimize zara vermemek, kendimize işkence denebilecek psikolojiye düşmemek için;  


1) Kendi meziyetlerinizi gözünüzde büyütmemeniz, gerektiğini
2) Kendinize karşı ilgi duyduğunuz kadar başkalarından ilgi beklememeniz,
3) İnsanların çoğu, durmadan size işkence yapmayı isteyecek kadar sizi düşünmeyeceklerini gözden kaçırmamak gerek…
Unutmayalım ki
Bütün vaktini başkalarının karnını doyurmaya harcayıp da kendini beslemeyi unutan kişi yok olur. 
Hiç kimseden, yaşama tarzını başka bir kimse uğruna temelden değiştirip bozması beklenmemelidir. 
Gerçek ne kadar tatsız olursa olsun, kendimiz ile yüzleşmeli, kendimize dürüst olarak, ciddi bir öz değerlendirme yapabilmeli, yaşayışımızı öz değerlendirme verilerine dayalı düzenlemeliyiz.

7. Yaşadığımız Toplumda Kabul Edilmeme Kaygısı/Halk Oyu Korkusu 
Yaşayış tarzları ve dünya görüşleri, kendileriyle toplumsal bağlar kurdukları ve özellikle birlikte yaşadıkları kimselerce iyi karşılanmayan pek az kimse mutlu olabilir. Hemen herkes için mutluluğun şartı, çevrenin kendisinden hoşnut olmasıdır. 
Halk kendi düşüncesine aykırı davranandan çok, halkoyundan korkana karşı zorbalık eder. Bu toplumsal bir reflekstir. Toplumda bireyler, geleneklere aykırı davranışlara kızarlar. Bu davranışların kendilerine karşı yapıldığını kabul ederler…
Toplumun gelenekleriyle uyuşamayan kimseler alıngan, tedirgin ve huysuz olma eğilimindedir. 
Bir insanın açlık ve cezaevine düşmeyecek kadar halkoyuna saygı göstermesi toplumsal yaşam açısından önemli bir kıstastır. Ancak bu süreçte yaşanan abartı, zulmü tetikler ki, bu aşırılık, bundan fazlası, zorbalık karşısında gönüllü olarak boyun eğmek demektir. Bu hal kişinin mutluluğunu olumsuz etkiler, mutluluğunu ciddi oranda zedeleyebilir.
Sadece insanlar doğal olmalı ve anti sosyal olmamak şartı ile içten gelen zevklerine ilgi göstermeli, bu duygularını bastırmadan gönül dünyasında mutluluk alt yapısını oluşturmalıdır.
Aynı zevk ve düşünceden olan insanların birbiriyle bağlantılar kurmasıyla da mutluluk artar. Halkoyu korkusu, her türlü korku gibi, ezici ve gelişmeyi engelleyicidir. Mutlu olabilmemiz için, yaşayış tarzımızın derin iç tepkilerimizden doğması ve tesadüfen komşu, hatta akrabamız olmuş kimselerin rasgele zevk ve isteklerine bağlı olmaması gerekir.

Hoşgörürlüğün arttırılması için en iyi yol ise, gerçek mutluluğun tadını çıkaran kimselerin çoğaltılması ve böylece en büyük zevkleri insan kardeşlerine acı çektirmek olan kişilerin sayıca azaltılmasıdır. Bunun eğitimde çözümlenebilecek bir sorun olduğunu düşünüyoruz.

“İnsanlar Neden Mutsuz Olurlar?” sorununu literatürde yer alan, araştırma verilerine dayalı gruplandırdığımız başlıkları da göz önünde bulundurarak, “Mutlu Olmak İçin Ne Yapalım” sorumuza cevap arayacağız…


Metin AKGÜN
Eğitim Bilim Uzmanı
Eğitimde Kaliteyi Geliştirme Derneği Yönetim Kurulu Başkanı


Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —