Kendi payıma ders aldım, bugün. İbretlik bir vaka..
Kıymetli şahsiyetlerin idaresinde, milli manevi değerler ölçüsünde iyi niyetlerle cansiperane faaliyetlerin yapıldığı bir kurum..
Yine birbirinden kıymetli ikiyüze yakın hazirun önünde, konuşma yapmak üzere çağrılan "Devlet umuru" görmüş bir zat..
Yer mekan kişiler isimler hiç önemli değil..
Takdim edenler zaten işin sahibi ve ehli kişiler..
Konuşmacı önemli, üç yüz milyonda bire nasip olacak makamlardan geçerek tecrübenin şahikasında bilge bir şahsiyet, sanki aksakallı..
Konuşmacı, iddiayla değil tevazuyla, aklın idrakine değil gönüllerin kabulüne güzel şeyler anlatıyor. Masalcı dedenin milletin çocuklarına anlatışı gibi..
Dedik ya dinleyiciler birbirinden kıymetli, her biri kendi dalında zirve..
Böyle olunca..
Ortam münakaşa ve münazaa ortamı değil, münazara ortamı hiç değil, dost meclisi..
Böyle mecliste konuşmacı kim olursa olsun dinlersin, diyelim ki yanlış konuştu yine dinlersin, kaldı ki konuş ma yanlışda değil sadece şahsa münhasıran kanaat, susarsın..
Böyle ortamlarda yapılan konuşmalara hangi seviyede olursa olsun zaten verilebilecek hiç bir karşılık yoktur çünki tarihi olaylar karşısında tarihçilerin ittifakı yoktur..
Dedik ya dost meclisindeyiz..
Öyle mi..
Yine kendi payıma diye..
Gördüm ve anladım ki "nefislerin şahikasında olanların" olduğu yerde "dost meclisi" olmaz imiş. Çıkardığım birinci ders böyle..
Ya ikincisi..
Birbirinden kıymetli olan ve her birinin kendi mesleki bilgi ve becerilerin zirvesinde olan insanların bulunduğu hangi ortamlar olursa olsun, kanaatlerimizin peşin hükümlü olmaması gerekliliği..
Herkese yeterince mesafe bırakılması zorunluluğu..
Abartılacak insanlar olmadığı gibi şımartılacak insanlar da yok..
Kâlini biliyoruz, ilmi hürmete lâyık, devamlı konuşmada sanki lafazan..
Amma hâlini bilmiyoruz..
Adabı muaşerette öyle bir tutarsızlıkla görüntü veriyor ki , tutumuyla damdan düşüyor, her şeyi biliyor da, susmayı bilmiyor..
Sözün gümüş, susmanın altın olduğunu bilmiyorsan, beni üzmeye hakkın yok dostum..
Sana "soru sorma hakkı" verilmiş de, "terbiyesizlik yapma hakkı" verilmiş mi..
İnsan kendini böyle zelleye düşürür mü..
Gel gör ki soru sorulan "aksakallı" olgunlukla karşılamada, suskunlukla ayıbın üstünü örtmede..
Umulur ki çoğunluk farketmiş olsun, bizde dersimizi almış olalım..
Husumeti celbedecek her türlü tutum ve davranıştan uzak duralım..
Sevgi saygı ve dualarımızla