Bu yıkımın adı sadece deprem değil.
Bu yıkımın adı ihmaldir.
Bu yıkımın adı tercihtir.
Bu yıkımın adı siyasi sorumluluktur.
Yıllarca uzmanlar uyardı. Bilim insanları raporlar yayımladı. Sosyal medyada defalarca “zemin riskli”, “yüksek kat tehlikeli”, “imar planları gözden geçirilmeli” denildi. Bu uyarılar gizli değildi. Herkes duydu. Eski yerel yönetim de duydu.
Ama duymak başka, gereğini yapmak başkaydı.
Riskli olduğu bilinen bölgelerde kat sınırları düşürülmedi.
Zemin gerçeği ortadayken yüksek katlı yapılara izin verildi.
Bilimin işaret ettiği tehlike, siyasi konforun gerisinde bırakıldı.
Şimdi kimse çıkıp “bilmiyorduk” diyemez.
Malatya’nın zemini yeni oluşmadı. Fay hatları bir gecede ortaya çıkmadı. Tehlike yıllardır konuşuluyordu. Buna rağmen imar kararları verildi, ruhsatlar dağıtıldı, projeler onaylandı.
Her imza bir sorumluluktur.
Her kat izni bir vebaldir.
Deprem bir doğa olayıdır;
Ama bu ölçekte bir yıkım, yönetim tercihidir.
Eski yönetim büyümeyi önceledi. Beton yükseldi, şehir genişledi. Fakat sağlamlık ikinci planda kaldı. Bilimsel hassasiyet yerine siyasi rahatlık tercih edildi. “Bir şey olmaz” anlayışı, “önlem alalım” anlayışına galip geldi.
Şimdi sorulması gereken net bir soru var:
Bilim insanları yıllardır uyarırken neden imar politikası değişmedi?
Bu sorunun cevabı verilmeden hiçbir “geçmiş olsun” cümlesi yeterli değildir.
Çünkü mesele sadece binalar değil.
Mesele, o binaların hangi anlayışla yükseldiğidir.
Malatya artık suskun bir şehir değil.
Bu şehir, alınan kararların hesabını sorma hakkına sahiptir.
Depremi engelleyemezsiniz.
Ama riskli zemine yüksek kat izni vermemeyi tercih edebilirsiniz.
Tercih yapıldı.
Sonuç ortada.
Ve bu sonuç, sadece doğanın değil, eski yönetim anlayışının da eseridir.
Ve unutulmasın…
Yüzlerce can kaybı yaşandı.
Bu canların hesabı illaki sorulacak.