Kuzey Atlantik İttifakı’nın en güçlü ordularından birine sahip olan Türkiye’nin arkasından dolanarak, sınırlarımız içinde ve sınırlarımızın hemen ötesinde, terörle mücadele bahanesiyle, terör örgütlerini himaye eden ve hamiliklerini yapan odaklar şimdilerde kaçınılmaz bir gerçekle yüzleşmekteler.

Kısa vadeli jeopolitik hesaplarla emperyalist hedeflerine maşa olarak besledikleri, bu örgütlerin üyeleri,taraftarları şimdi kendi ülkelerinin şehirlerini yakıp yıkmakta, kamu mallarına zarar vermektedir.
NATO üyesi ve bu ittifakın caydırıcı gücünün temel taşı olan Türkiye’nin güvenlik kaygıları yıllardır müttefikleri tarafından görmezden gelinmiş,üstelikte PKK, YPG, SDG, DHKP-C, FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütleri de açık ya da örtülü biçimde korunup kollanmıştır.
Bu örgütlerle ilgili Türkiye tarafından ilgili ülkelerin kurumlarına ve yöneticilerine ibraz edilen kesin delillere rağmen,kimi zaman “müttefik”, kimi zaman “yerel ortak”, kimi zaman da “sözde muhalif” ve “siyasi parti” olduklarını idda eden savunmalarla, ülkelerinde bulunan bu terör örgütlerinin yönetici ve mensuplarını koruma altına almışlardır.
Şimdi bugün onlara sorulması gereken soru şudur: Bu örgütlerin taraftarlarınca şehirlerinde düzenlenen yasa dışı korsan gösterilerde yakılıp yıkılan kamu mallarının bedelini kim ödeyecektir?..
Vatandaşlarının güvenliği tehdit altına girerken, sokaklar şiddet alanına dönüşürken, kamu düzeni zedelenirken bu ülkelerin yöneticileri kendi toplumlarına nasıl hesap verecektir?..
Daha da önemlisi, terör örgütleriyle organik ya da ideolojik bağı olan yapıların, vatandaşların vergileriyle yıllarca finanse edilmesi hangi hukuk, hangi ahlak ve hangi demokrasi anlayışıyla açıklanacaktır?..
Terörü; yeraltı kaynaklarını elde etmek için “uzakta kullanışlı bir araç” olarak görenler, bugün bu yapılar kendi şehirlerinde kaos ürettiğinde, güvenliği sağlamakta neden zorlandıklarını sorgulamak zorundadır.
Ortaya çıkan tablo nettir: Kırk yılı aşkın süredir, terör unsurlarını “uzakta kullanışlı bir araç” olarak görerek,Türkiye ve Orta Doğu’da terör ateşini canlı tutan bu odaklar, kullandıkları maşaların artık kontrol edilemez olduğunu şimdi bizzat tecrübe etmektedirler.
Terör örgütlerini; araçsallaştıranlar, “iyi” ya da “kötü” diye sınıflandırılanlar,yanlış politikalarının doğal sonucu olarak kendi toplumunun huzur ve güvenliğinide koruyamaz durumdadırlar.
Terörün, “silahlı” ve “kalemli” unsurlarını, kendilerinden uzakta hedef seçtikleri ülkelere karşı bir kaldıraç olarak kullananlar bilsinler ki, bugün kendi şehirlerinde ve mazlum coğrafyalarda yaktıkları ateşin hesabını,önce kendi vatandaşlarına sonrada bütün insanlığa vermekten artık kaçamayacaklardır.
TÜRKİYE:TERÖRSÜZ YENİ BİR DÜNYA DÜZENİ İÇİN, bütün başkentlerin güvenliği,refah ve esenliği sağlanana dek ‘TERÖRLE MÜCADELE EDİYORUZ’ hilafıhakikat beyanlarla, teröristleri ve taraftarlarını,koruyan,kollayan,destek olan tüm odaklarla, uluslarası hukukun meşruiyeti içinde sahada ve masada ki mücadelesini kararlılıkla sürdürmektedir.
Yalçın Topçu
Cumhurbaşkanı Başkanışmanı