15543,87%0,63
43,26% 0,04
50,49% 0,22
6532,27% 0,56
10520,81% 0,00
Türkiye’de boşanma davalarında ‘düğün takılarının kime ait’ olduğu sorusunun tartışmalara neden olduğunu belirten Avukat Murat Tuğa, “Altın meselesi basit bir takı tartışması değildir; kültür, gelenek ve modern hukukun çarpıştığı bir alandır. Avrupa’da sembolik olan takı, Türkiye’de ekonomik bir sermayeye dönüşüyor. Bu tartışma Avrupa’dan alınan Medeni Kanun’un Türk kültürüne uygun düzenlenmemesinden kaynaklanmaktadır” dedi.
Bingöl’de aile hukuku üzerine çalışan Avukat Murat Tuğa, düğün takılarının kime ait olduğu konusunun Avrupa’dan alınan Medeni Kanun’un Türk kültürüne uygun düzenlenmemesinden kaynaklandığını söyledi.
Altın konusunun basit bir takı tartışması olmadığını ifade eden Tuğa, “Altın konusu, kültür, gelenek ve modern hukukun çarpıştığı bir alandır. Avrupa’da sembolik olan takı, Türkiye’de ekonomik bir sermayeye dönüşüyor” diye konuştu.
Tuğa, “İsviçre’de tektaş yüzük, küçük bir kolye veya hatıra niteliğinde küçük takılar takılır. Bunlar ekonomik bir yük oluşturmaz. Bu nedenle İsviçreli kanun koyucu ‘kadına özgü eşya’ derken sadece sembolik takıları kastetti” ifadelerini kullandı.
‘TÜRKİYE’DE TAKI BİR SERMAYE VE GÜVENCE ARACIDIR’
Tuğa açıklamalarına şöyle devam etti:
“Bizde düğün sadece bir tören değil; ciddi bir ekonomik aktarım mekanizmasıdır. Takı, birçok aile için bir sermaye ve ekonomik güvence işlevi görür. Aileler arasında yaşanan sosyal prestij yarışı da altına yüklenen anlamı artırıyor. Ancak bu yapının Avrupa’da hiçbir karşılığı yok. Sorun, iki farklı kültürün aynı hukuki maddeye sıkıştırılmasıyla ortaya çıkıyor.”
Tuğa, boşanma dosyalarında gündeme gelen soruları şöyle sıraladı:
“Düğünde takılan altınlar kime ait?
“Gelinin ailesinin taktıkları nasıl değerlendirilecek?
“Aile büyüklerinin taktığı bilezikler kimin hakkı?
“Düğün görüntüleri delil olarak yeterli mi?.”
Tuğa, “Yargıtay’ın son dönemdeki içtihatlarına göre, kadına özgü eşyalar kadına, erkeğe özgü eşyalar ise erkeğe ait kabul ediliyor ancak bu durum, yerel kültür ve örfün etkili olduğu bölgelerde farklı yorumlara yol açabiliyor. Bu nedenle uygulamada, kültürel farklılıklar nedeniyle altın uyuşmazlıkları halen en sık karşılaşılan boşanma sorunlarından biri olmaya devam ediyor” diye konuştu.
Tuğa, değerlendirmelerine şöyle devam etti:
“Eğer İsviçre’de düğünlerde kadınlara10 bilezik takılan bir gelenek olsaydı, Medeni Kanun altınların nasıl paylaşılacağını özel bir maddeyle düzenlerdi. Biz ise aynı kanunu aldık ama kendi kültürel gerçekliğimizi ayrıca düzenlemedik.”
Bingöl ve çevre illerde altının yalnızca takı değil, bir ekonomik güvence olarak görüldüğünü belirten Tuğa, “Bu bölgede altın, kadının güvence aracıdır. Aileler arasında prestij ve sosyal baskı unsuru haline gelir. Bu yüzden altın meselesi sadece hukuki değil, kültürel bir meseledir” ifadelerini kullandı.
Tuğa, “Düğünde takılan altınların video ve fotoğraf kaydının tutulması, kimin ne taktığının not edilmesi boşanma durumunda büyük hak kayıplarını önler. Vatandaşların hem hukuki hem kültürel boyutu dikkate alarak hareket etmesi gerekir” dedi.
Tuğa son olarak şunları söyledi:
“Altın meselesi yalnızca bir takı paylaşımı değildir. Türkiye’de düğün geleneğinin ekonomik yapısı, ailelerin sosyal beklentileri, gelinin güvence anlayışı ve modern Medeni Kanun’un Avrupa’dan alınmış yapısı bir araya geldiğinde ortaya çıkan çok katmanlı bir kültür–hukuk çatışmasıdır. Bu nedenle her altın davası, sadece hukuki değil, aynı zamanda toplumsal bir mesele olarak karşımıza çıkar.” dedi