Tarih: 30.01.2026 17:50

Müftü Yardımcısı Aslan: Manevi çöküş toplumsal çöküşü beraberinde getirir

Facebook Twitter Linked-in

 

Şanlıurfa İl Müftü Yardımcısı İbrahim Halil Aslan, toplumların değişiminin bireylerin iman, ahlak ve sorumluluk bilinciyle doğrudan bağlantılı olduğunu belirterek, maneviyattan uzaklaşıldıkça toplumsal çözülmenin hız kazandığını, bu sürecin özellikle aile yapısı ve gençlik üzerinde ciddi etkiler oluşturduğunu ifade etti.

Aileden başlayarak toplumun geneline yayılan değer kaybının, insanın iç dünyasında yaşadığı kopuşlarla paralel ilerlediğini söyleyen Aslan, ahiret bilinci, murakabe şuuru ve ahlaki duruşun ihmal edilmesinin sosyal hayatta ciddi tahribatlara yol açtığını ve bu sürecin yalnızca bireysel değil, kuşakları etkileyen bir mesele olduğunu vurguladı.

Modern yaşamın bireyi merkeze alan yapısı içerisinde ahlak, sorumluluk ve maneviyat gibi temel değerlerin giderek arka plana itilmesinin, toplumun iç dengesinde ciddi kırılmalara yol açtığına dikkat çeken Aslan, bu sürecin yalnızca bireysel değil toplumsal sonuçlar doğurduğunu dile getirdi.

İLKHA'ya değerlendirmelerde bulunan Aslan, inanç, ahlak ve davranış bütünlüğünün zayıflamasının sosyal çözülmeyi hızlandıran temel unsurlardan biri olduğunu belirtti.

"Allah bir toplumu, o toplum kendi içini değiştirmedikçe değiştirmez"

Toplumsal yükseliş ya da çöküşün sadece ekonomik veya siyasi şartlarla açıklanamayacağını söyleyen Aslan, "Manevi olarak İslam'ın bakış açısı olarak değerlendirecek olursak, Kur'an-ı Kerim'de güzel bir ayet var. Tüm ayetler güzel de bu konuyla bağlantılı olarak Allah Celle Celalühü ayetinde şunu ifade ediyor, diyor ki Allah Celle Celalühü: Bir toplumu değiştirmez ta ki o topluluk kendi içselini, içini değiştirmediği sürece. Yani kalbini, ruhunu arındırmadığı sürece Allah Celle Celalühü o topluluğu değiştirmez. O zaman şunu ifade edebiliriz: Bir toplumun ileriye gitmesi veya gerilemesi, manevi olarak güçlenmesi veya zayıflaması, içinin, içsel güdülerinin veya iç huzurunun manevi tarafının güçlendirilmesi veya zayıflatılmasıyla direkt bağlantılı olan bir şeydir. Bu bizim bakış açımız, böyledir. İslami açıdan bunu söylüyorum. Toplumsal olarak baktığımız zaman da bir toplumun yükselmesi veya düşmesi veya iktidara gelmesi, muktedir olması veya mazlum veya zillet içerisinde olması yine aynı şekildedir. Toplum kendisini değiştirmediği sürece, bu gerek zahiri veya batıni bütün etkenleri ile beraber değiştirmediği sürece Allah o topluluğu değiştirmez. Bizler de manevi olarak güçlü bir birey olmak istiyorsak İslam'ın emirlerine sarılmak mecburiyetimiz var. İslam sadece inanç değildir, şunu öncelikle ifade edelim. Allah Celle Celalühü dini emirleri verirken inanç, ibadet, ahlak, amel; bütün bunlar hepsi birbirleriyle ilişkili olan şeylerdir." ifadelerini kullandı.

"Bütünlük olmadığından toplumsal çöküş kaçınılmaz oldu"

 

 

Toplumsal çöküşün topluma olan kötü etkilerini dile getiren Aslan, "Peygamber aleyhissalatu vesselamın hayatına da baktığımız zaman sadece inançla ilgilenmemiş, toplumsal ahlak ilkeleriyle, maneviyatıyla, ibadetiyle, muamelatıyla bir bütün olarak ilgilendiği için toplum hep beraber yükselmiştir. Baktılar ki bizler manevi tarafı bir bütün olarak terk ettik, parçalı bir şekilde herkes kendi kolayına, kendi eğiliminin olduğu tarafı seçtiği için bir bütünlük olmadığından, bozulduğundan dolayı toplumsal çöküş de ister istemez kaçınılmaz oldu. Bunun sebeplerine gelecek olursak, bir dünya tutkumuz ön plana geldi. Allah Celle Celalühü Kur'an-ı Kerim'de diyor ki: Sizler dünyayı tercih ediyorsunuz ama kalıcı olan, baki olan ahirettir, diyor Allah Celle Celalühü. Bizler ahiret yurdunu, ahiret bilincini tercih ettiğimiz zaman maneviyat ister istemez yükselecektir. Bencillik duygusu, kibirdir, hayasızlıktır, iffetsizliktir; bütün bunlar hepsi kalkmış olacak. Dolayısıyla bizlerin ahiret inancını bu gençler arasında, günümüz insanı arasında pekiştirmekle mükellefiz; biz gençlerin velileri olarak veya topluma rol model olacak insanlar açısından. Bunu ifade edecek olursak şunu özellikle ifade edeyim: Eğer sürüyü kurt kapıyorsa bunun birinci derecede müsebbibi çobanla alakalıdır. Yani sürüyü gözetme ile yükümlü olan, koruma ile yükümlü olan kesimin kendi sürüsüne sahip çıkmak adına kendisine veya koruma vazifesi gören o ekipmanlara veya hayvanlara vesaire, bütün bunların hepsine dikkat etmesi gerekir ki bizler de hepimiz bir çobanız. Peygamber aleyhissalatu vesselamın ifadesi: Hepiniz de güttüğünüz şeyden mesulsünüz. Bizler bu zaviyeden bakacak olursak toplumu daha müreffeh bir ortama, güzel bir seviyeye çıkaracağımızdan hiç şüphemiz olmasın." şeklinde konuştu.

"Toplumsal yozlaşma, medya ve popüler kültür üzerinden normalleştiriliyor"

Murakabe şuurunun kaybolmasıyla birlikte bireysel ve toplumsal yozlaşmanın medya ve popüler kültür üzerinden normalleştirildiğini vurgulayan Aslan, "Nitekim Peygamber aleyhissalatu vesselam kendi ahlakıyla, yaşantısıyla, imanıyla, ameliyle cahiliye olan, cahiliye diye adlandırılan bir toplumu, yani o dönemdeki toplumun hâkim gücü haline getirmeyi başarmıştır. Bu da iman, amel ve ahlak ilişkisi ile beraber o manevi iklim yükselmiş olur. Özellikle buradan şunu ifade edeyim: Bizim toplumumuzda gitgide murakabe şuuru azalıyor. İnsanlar zannediyor ki medyada da, haşa, Allah'ın hakimiyeti yoktur veya Allah'ın murakabesi söz konusu değildir. Kur'an-ı Kerim'de güzel bir ayet var, murakabe şuurunu ifade eden bir ayettir bu. İnsanoğlu neyi telaffuz ederse etsin, hangi şey ağzından çıkarsa çıksın sürekli meleklerin yanında hazır ve kayıtta olduğunu insanın unutmaması gerektiğini vurgular ayet-i kerime. Bizler günlük yaşantımızda, ikili ilişkiler için bunu ifade ediyorum, karşımızdaki insana, muhatap olan kesime ağza alınmayacak hayasız, iffetsiz sözleri bizler medyada veya sosyal ağlarda bunu ifade edemeyiz. Yani medya kötü mü veya sosyal ağlar kötü mü? Hiçbir zaman araç kötü veya iyi diyilemez. Bu kişiden kişiye değişir, araçlar kullanıcı kesime göre değişir. Bizler eğer iyiye yorar, iyi bir şekilde kullanır, iyi bir şekilde değerlendirirsek bu araç iyi olur; kötü bir şekilde değerlendirirsek bu kötü olur. Neticede popüler kültür bu şekilde değişiyor. Sizler eğer ahlakı, maneviyatı popüler hale getirirseniz popüler kültür de ahlaklı bir nesil olur; onunla ilgili söylemlerde, eylemlerde veya içerik üretmeye toplum yönelecektir. Ama içi boş olan toplumda revaç olan şeyler eğer ahlaksızlık, hayasızlık, iffetsizlik olursa ister istemez medyada da görünür olan şey bu olacaktır. Şunu özellikle ifade edeyim: Günümüz insanında başarı görünürlükle alakalı ölçülür. Bu da insanları maneviyatsızlığa, sekülerleşmeye, kapitalist düşünceye sevk ediyor. Yani ben toplumda ne kadar görünürsem o kadar başarılıyım. Aslında başarının ölçüsü toplumda görünürlükle alakalı değil, işle alakalı olduğunu hiçbir zaman unutmamamız gerekir. Özellikle burada değerli okuyucularımıza buradan ifade etmiş olalım." diye konuştu.

"Haya, imanın şubelerinden bir şubedir"

 

 

Toplumsal çöküşün temel nedenlerinden birinin haya ve iffetin kaybolması olduğunu dile getiren Aslan, "Toplumsal çöküntülerin nedenlerinden birisi de hayanın olmayışı; hayasızlık diyelim, iffetsizlik diyelim veya işte namussuzluk diye ifade edilen kavramların toplum içerisinde normalleştirilmesidir. Peygamber aleyhissalatu vesselam'ın ifadesi şu: Kişi eğer imanlı ise o zaman hayalı olmak zorundadır. Çünkü haya, imanın şubelerinden bir şubedir. Bunu göz önünde bulundurmak zorundayız. Başka bir hadisi şerifte Peygamber aleyhissalatu vesselam mihenk taşı olabilecek bir ifadeyi kullanıyor: Eğer utanmıyorsan dilediğini yapabilirsin, diye aleyhissalatu vesselam güzel bir şekilde bunu ifade etmiştir. Şurada bunu özellikle vurgulamak istiyorum: Peygamber aleyhissalatu vesselam'ın bu söylemdeki amacı hayasız olun, istediğinizi yapın değil; hayalı olarak, erdemli bir nesil için hayanın gerekliliğini vurgulayan güzel bir hadisi şeriftir. Bizler de buradan gençlerimize, takip eden okuyucularımıza buradan ifade etmiş olalım. Geçmiş toplumların helak oluşuyla ilgili Kehf Suresi'nde geçen müthiş bir ifade var: İşte o köyleri, o medeniyetleri, o halkları, o toplulukları bizler helak ettik. Ne zaman? Ne zaman ki kendilerine gönderilen o inanca bağlı kalmadıkları zaman, o inancı hayatına yansıtmadıkları zaman, o çağlarındaki olan çağrıya kulak vermedikleri zaman bizler de onları helak ettik, diyor Allah Celle Celalühü Kehf Suresi'nde. Bugün bizler de eğer Peygamber aleyhissalatu vesselam'ın çağrısına kulak asmazsak, inancımızın gereğini yapmazsak tabiat boşluğu kabul etmez; başkaları kendi çağrılarının çağını oluşturacaktır. Dolayısıyla buradan sorumlu olan her bireye çağrımız kendi sorumluluklarını yerine getirmesi olacaktır. Şunu ifade edeyim: Ben kendimi kurtardım, bu yeterli midir? Değildir. Şu anda günümüzdeki yaşam tarzlarına baktığımız zaman bireysellik ön plandadır. Dolayısıyla bireysel eğitim, bireysel ahlaki yaşam, bireysel maneviyat söz konusu ama İslamiyet'te böyle değildir. İslamiyet'te Allah Celle Celalühü Tahrim Suresi'nde diyor ki: Ey iman edenler, kendinizi ve ailenizi ateşten koruyun. Burada kendi nefsiyle beraber ailenin birlikte zikretmesi, eğitimin bir parçası olarak bizler telakki edip ona göre hayatımızı tanzim etmek zorundayız." dedi.

"İnsanların hataları, nezaket üslubu çerçevesinde hatırlatmalı"

İnsanların yaptığı hataları nezaket çerçevesinde onlara hatırlatmamız gerektiğini vurgulayan Aslan, "Sadece ben kendimi kurtardım, ailemden bana ne veya ben eve gittim telefonla uğraşıyorum, televizyonla uğraşıyorum, başka işlerle meşgulüm, ailemin eğitimiyle ilgilenmeyeceğim; bu yanlış bir düşüncedir. Günümüzde hepimizin düştüğü bir hatayı Allah Celle Celalühü Tahrim Suresi'ndeki ayetle bizlere uyarılarda bulunuyor. Peki neler yapmak durumundayız veya zorundayız? Allah Celle Celalühü bizlere Ali İmran Suresi'nde güzel bir tavsiyede bulunuyor, diyor ki: Sizlerden öyle bir topluluk oluşsun ki hayra davet eden, hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülüğü sakındıran bir grup sürekli insan topluluğu içerisinde, İslami bir topluluk içerisinde olmak zorundadır. İnsana yanlışı hatırlatılmadığı zaman neticede insan isyan ile maluldür, unutkan bir varlıktır; yaptığını hüner zanneder, iyi bir şeymiş zanneder ve devam eder, daha da hayasızlığını arttırır toplumda. Bizler hayasızlığı yayan insanlara hayasızlık yaptığını nezaket üslubu çerçevesinde onlara hatırlatmalı, Allah'ın çağrısına kulak asmaları için davet faaliyetlerine yoğun bir şekilde katılmalıyız. Buradan hatırlatmış olalım: Peygamber aleyhissalatu vesselam'ın gönderiliş gayesini hiçbir zaman bizler aklımızdan çıkarmamamız gerekir. Peygamber aleyhissalatu vesselam'ın ifadesi şu: Benim gönderiliş amacım iyi olan, güzel olan ahlakı tamamlamak içindir, diyor aleyhissalatu vesselam. İman dediğimiz, amel dediğimiz, muamele hepsi toplumun güzel bir ahlaka sahip olması için aracı olan etkenlerdir. Bizler günümüzde eğer bu sebeplere sarılamıyorsak, sarılmıyorsak neticimiz de şu anda içinde bulunduğumuz durumdur. Yine Peygamber aleyhissalatu vesselam'ın bir hadisi şerifinde şunu ifade eder: İman bakımından müminlerin en mükemmeli, ahlak olarak en güzeli olandır, diyor aleyhissalatu vesselam. Bizler buradan ne mutlu diyoruz o insanlara ki Peygamber aleyhissalatu vesselam'ın ahlakını kuşanmış, onun yolunu yol edinmiş, onun yolundan gitmiş ve onun sünnet-i seniyyesine itibar eden Müslümanlara ne mutlu diyoruz. Allah Celle Celalühü bizleri, sizleri, bütün gençliğimizi Peygamber aleyhissalatu vesselam'ın yolundan giden, onu takip eden Müslümanlardan eylesin." ifadelerini kullandı.

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —